Bir süredir televizyonlarda kendi inşaat firmasının reklamlarında oynayan ve &[#]8216;Adım Serdar, soyadım İnan&[#]8217; derken izlediğimiz adamı hatırlarsınız.
Serdar İnan, Ali Ağaoğlu&[#]8217;nun farklı bir versiyonu.
Ağaoğlu gibi sıkı inşaatçı.
İnan, Van&[#]8217;da yaşanan depremin ardından; &[#]8220;Yer verildiği taktirde 4 ay içinde öğrenci yurdunu yapıp teslim ederim. Ayrıca 50 metrekarelik 25 bin liralık sosyal konut yapıp 20 daireyi bağışlarım&[#]8221; dedi.
Serdar İnan&[#]8217;ı biraz daha yakından tanıma adına kısa bir araştırma yaptığınızda aynı zamanda şiir ve makale yazan biri olduğunu gördük.
[*][*][*]
Zaman zaman Ankara ve İstanbul&[#]8217;da yaşayan başarılı Zonguldaklıları bu sütunlara taşıdığımızdan Serdar İnan&[#]8217;ında Zonguldaklı olduğunu düşünebilirsiniz.
Keşke öyle olsaydı.
Şöyle diyor özgeçmişinde:
&[#]8220;1965 yılında Erzincan&[#]8217;da doğdu. Robert Kolej&[#]8217;in ardından İstanbul Teknik Üniversitesi mimarlık bölümünden mezun oldu.
Aile üyelerinin birçoğu mimar ve inşaat mühendisi olan İnan, üniversite yıllarında aile şirketi İnanlar İnşaat&[#]8217;ta çalışmaya başladı.
1995 yılında İnanlar İnşaat&[#]8217;ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu ve bugüne kadar 100&[#]8217;ün üzerinde projeye imza attı.&[#]8221;
Serdar İnan&[#]8217;ı bugün bu sütunlara taşımamızın nedeni yaklaşık bir yıl önce kaleme aldığı; &[#]8220;Depremden beteri de var&[#]8221; başlıklı yazısı.
Zonguldak&[#]8217;taki müteahhitlere, yerel yönetimlere, sorumlu olan herkese ithaf olunur;
[*][*][*]
İlk insanı düşünün, ormanda ağaç dallarından yapılmış bir tentenin altında, ya da mağaranın birinde yaşıyor, avdan gelmiş kendisine akşam yemeği hazırlarken on şiddetinde bir deprem oluyor.
Depremin haşmetinden ve sesinden soluğu kesilmez ise, en çok bir kaç taş parçası ya da dal üstüne düşer, bundan başka en ufak bir yaralanma olayı bile yaşamaz.
[*][*][*]
Depremde ölümü oluşturan, ya da günlük hayatı kaosa sokan, insanın uğruna herşeyini feda ettiği medeniyettir medeniyet.
Eğer uzun köprüler, yüksek binalar veya nükleer santraller olmasa depremin etkisi bir kaç dalın düşmesinden öteye kolay kolay geçemez.
Depremi bizler korkunç hale getirdik, hep beraber elele çalıştık, şehirler kurduk, uçsuz bucaksız sanayi merkezleri oluşturduk.
Tüm bu gelişmeleri yaşarken doğaya zarar verdik ve bugün acı semeresini görüyoruz. Elde ettiğimiz artıları cebe koyarken, içtiğimiz ilacın yan etkilerini ortadan kaldırmak için bir şeyler yapmak istiyoruz, ama ne yapabiliyoruz?
Medeniyeti kurarken türlü türlü yaptığımız hataların neticesini, zaten bugün depremde, selde, tsunamide, yangınlarda, kuraklıklarda görüyoruz.
Sel yatağına binalar yapıyoruz, fay hatları üstüne binalar yapıyoruz. Bu ne hırstır ki, canımız pahasına, paramızı artırmak için mücadele halindeyiz. Can gittikten sonra, sanki paralarımız bizlere yeni hayatlar kuracakmış gibi hayaller peşindeyiz.
[*][*][*]
Bu halimizin bizim için, depremin edeceğinden daha fazlasını yapma potansiyeli vardır. Deprem bir kere yıkar geçer, ancak karakter yapımızdaki deformasyonlar bizlere bir ömür boyunca zarar verir.
Eğer toplumsal yapımız sağlam ise, depremden sonra toplum olarak yaralarımızı daha kolay ve yeni facialara karşı önlemini alarak sararız, fakat bu halimiz ile bizler, depremden sonra depremin yaptığından daha fazlasını birbirimize yapacak gibi duruyoruz.
Geçenlerde İstanbul´da meydana gelen büyük sel faciasından sonra canlı yayın nezaretinde yaşanan yağma rezaletini hep beraber televizyonlardan izledik.
İnsanlar kameralara rağmen yağmadan geri durmadılar, depremden sonra kamerasız alanlarda neler yaşanabileceğini, varın siz bugünden tasarlayın.
Burada, bize doğru devamlı olarak yaklaşan deprem faciasına karşı alınması gereken hem maddi, hem de manevi önlemlere dikkat etmemiz gerekiyor.
[*][*][*]
Olması gerekenler: Hırsımızın bize gösterdiği halisünasyonlara kanmadan, maddiyatı amaç haline getirmeden gerçekler ile yüzleşmek.
Yapılması gerekenleri gün atlamadan yapmak, alınması gereken önlemleri güç odaklarının etkisi dışına çıkarak almak gerekecektir.
Bu yolda deprem bize yaklaşırken, biz de medeniyetin bize mezar yapacağı yapılarımızı güçlendirmeliyiz.
Unutmamalıyız, deprem değil ama yapı can alır. Burada yıllardır maddi hırslarımız neticesinde ürettiğimiz gayri sağlam yapılarımızı güçlendirmekle yetinmeyip maddi ve manevi kurallarımızı da bilemeli ve depremin manevi yıkımına da hazırlıklı olmalıyız.
[*][*][*]
Maddi kurallar derken belli ölçülerde yönetmeliklerimizi değiştirdik, tam işlemese de yapı denetim olgusunu sektöre soktuk, yeterli mi ?
Maalesef değil, hiçbir maddi kural yoktur ki, manevi kurallar hiyerarşisinin dışında çalışsın. Tüm maddi alem, bir üstte oluşmuş olan manevi şemsiyenin gözlemi ve denetimi altında çalışır.
[*][*][*]
Burada bilmemiz gereken sırf göz doldurmak adına, bir iş yapıldı densin diye, sanki yapılmış bitmiş imajı vermemektir.
Yapmadan yapıyor gibi gözükmekten toplum olarak başımıza gelmedik kalmadı. Okullarda öğretmenlerimize sanki çalışmış gibi yaptık, okulu bitirdik patronlarımıza sanki işimizi bitiriyor gibi yapıyoruz.
Hoş, okullarda öğretmenlerimiz de sanki çocukları eğitiyor gibi yapıyor ve işadamlarımız da sanki işleri yönetiyor gibi yapıyorlar.
Burada bahsi geçen ekseri çoğunluktur, yoksa illaki toplumumuzda işlerini dört dörtlük yapan nesiller vardır.
Ancak bu tavır genel çoğunluğa hakim olsa idi, sporda, sanatta, teknolojide hep bizlerin sözü geçerdi.
[*][*][*]
Bilinmesi gereken iş yapanındır, yapar gibi yapanın değil. İşte tam burada manevi kurallar ön plana çıkıyor.
Evden ayrılıp işimize gittiğimizde, işimiz yok ise evde kaldığımızda kendi kendimize ne yaptığımızı görebilmeliyiz.
Akşam günün muhasebesini yapmalı, bilançomuzu çıkarmalıyız. Ulus olarak ancak bu görgü ile depremleri zararsız savuşturabiliriz, bir kaç yönetmelik çıkarıp, paneller düzenleyerek işin ancak bir boyutuna çare bulabiliriz.
O gün gelince de diğer tüm boyutlarımız depremin altında kalır.