Bu gece zam bekleniyor
Bu gece zam bekleniyor
İçeriği Görüntüle

Kastamonu, Bolu, Kengiri (Çankırı) ve Sinop sancaklarından oluşan Kastamonu vilayeti 1 milyonluk nüfusuyla Osmanlının kalabalık vilayetlerinden biriydi. Nüfusun %98’i Müslüman Türklerden oluşan vilayette %2 olan gayrimüslim nüfusun çoğu Rum, kalanı da Ermeniydi. Safranbolu kazası ve Sinop sancak merkezinde kayda değer bir Rum nüfus ile Kastamonu merkezdeki Rum ve Ermeni nüfus dışında vilayetin tamamına yakını Müslümanlardan oluşuyordu.
Yoğun ormanlarla kaplı ve dağlık olan vilayette ulaşım zor olduğu için potansiyeline oranla ekonomisi yeterince gelişmemişti. Kastamonu vilayetini dış dünyaya bağlayan İnebolu kazası arasında kalan ve yağmur sonrası bozulduğu için sürekli bakım isteyen yetersiz şose yol dışında vilayet genelinde yollar topraktı. Bu nedenle ürünler pazara ulaşamamaktaydı. İneboluda modern bir liman bulunmadığı için gemiler açığa demirliyor ve kayıklarla kıyıya taşınıyordu. İnebolu tüm bu yetersizliklerine rağmen milli mücadele döneminde Sovyetler Birliğinden gelen silah yardımının Anadoluya ulaştırılmasında kilit rolü oynamıştı. Sovyetler dışında mütareke İstanbulundan kaçırılan tüfek ve mermi İneboludan iç kesimlere giriyordu. Toplar ise önce sökülüp parçalara ayrılıyor, kayıklarla İneboluya getirildiğinde yeniden birleştirilip Kastamonu üzerinden Ankaraya taşınıyordu. Yolların yetersizliği nedeniyle bütün bu sevkiyat bölge halkının büyük gayret ve özverisiyle çok zorlu şartlarda gerçekleşiyordu.
Kastamonu vilayetini araştırırken 1913-15 yılları arasında Kastamonu valiliği görevinde bulunan Reşit Paşanın vilayet teftiş raporundan faydalandım. Reşit Paşa ilginç bir tarihi şahsiyet. 1915 yılında vilayetindeki Ermenilerin tehcir edilmesine yönelik emir kendisine ulaştırıldığında önce emrin resmi ve gerçek olduğunun teyid edilmesini isteyerek telgrafla gelen emri reddetti. Ardından İttihad ve Terakki Çankırı temsilcisi Hasan Fehmi tarafından emir kendisine bizzat ulaştırıldığında tehcirin Kastamonuda uygulanmasına karşı çıkarak emri uygulamayı reddetti. Emri reddederken kullandığı “ben elimi kana bulamam” ifadesi meşhur oldu. Gerekçe olarak Kastamonu Ermenilerinin devlet için herhangi bir tehlike teşkil etmediğini, emri uyguladığında masum ve günahsiz kadın ve çocukların ölümüne aracılık etmiş olacağını ve vilayetin ekonomik anlamda çöküşe uğrayacağını ifade etti. Kastamonu Ermenilerinin tehcirini 1916 Şubatına kadar geciktirdikten sonra Talat Paşa tarafından serkeşlik (başkaldırı) gerekçesiyle görevden alındı. Yerine emri yerine getirmesi için Ankara vali muavini Atıf Bey gönderildi. Bu süre zarfında yollarda güvenlik bir ölçüde sağlanabildiği için 1919 yargılamalarında Ermeni tanıkların ifadelerine göre Kastamonu Ermenilerinin büyük kısmı tehcirde hayatta kaldı.
Aynı Reşit Paşa hatıratında işgal İstanbulunu ve memleketin halini tasvir ederken aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:
“Umumî Harpte neler yaptığımızı ve bize içten, dıştan neler yapıldığını hatırlatmak istemem. (…) Türk unsuru bu dört yılın bütün ağırlığını omuzlarında taşıdı. Çökmeğe mahkûm bir devleti zindeleştirmek hülyasıyla malını, canını - hayrete değer bir ısrarla ve eşsiz bir cömertlikle - ortaya attı. Sekiz, on cephede - yarı aç, yarı çıplak - dövüştü. Altı yüz yıldan beri aynı topraklar üzerinde ve aynı bayrak altında kardeş kardeş yaşadığı milletlerden ihanet gördü, pusulara uğradı, tuzaklara düştü. (…) Ben tarihin seyrini değiştirecek sahnelerle dolu olan bu kanlı facianın ilk perdeleri oynanırken, Kastamonu’da vali idim. Bir milletin nasıl eridiğini, içtimaî muvazenenin derece derece nasıl bozulduğunu orada gözümle görüyor, hastalanacak kadar üzülüyor ve vilâyeti felaketli iktisat buhranlarına karşı, imkân dairesinde, korumak için didinip duruyordum. (…) Babıâli, devlet adamlığı kabiliyetinden mahrum kimselerle dolu olduğu için, bu imkânı görmek şöyle dursun, son güne kadar böyle bir lüzumu bile hissetmedi. Bununla beraber eli ve eteği temiz kalmış kimseleri iş başından uzaklaştırmaktan o Babıâli çekinmedi. Meşrutiyet inkılâbındaki müsbet hizmetlerime rağmen beni de - serkeşlik isnat ederek - işten çıkardı.”
Bu birbirine zıt gibi duran iki ayrı ifadeden aslında çöküş dönemi Osmanlısında insanların nasıl bir haleti ruhiye içinde yaşadığını, sosyal medya tarihçiliğinin dayattığı siyah-beyaz, haklı-haksız, iyi-kötü ayrımlarının aslında gerçek hayatı yansıtmadığını, gerçeğin her zaman gri olduğunu görebiliyorum. Tehcir emrini uyguladığında hiçbir şeyden habersiz sıradan Ermenilerin ölüme gönderileceğini düşündüğü için isyan eden Reşit Paşa aynı Ermenilerin ileri gelenlerinin en zayıf anında düşmanla işbirliği içinde devleti ve milleti felakete götürmesine de isyan edebiliyor.
Reşit Paşa 1919 yılında Damat Ferit hükümeti tarafından Sivas valisi olarak atandı. Valiliği döneminde Sivas kongresinin toplanmasını engellemedi, Mustafa Kemal Paşayı tutuklamadı, 1920-21 yıllarında yaptığı ikinci Kastamonu valiliği döneminde İnebolu üzerinden gelen silah ve mühimmat yardımını destekleyerek vilayette asayişi korudu.
Zor kararların alındığı ve milletin varlık-yokluk mücadelesi içinde olduğu bir dönemde yaşamayıp bugünün konforlu ortamında şu veya bu şekilde ahkam kesmeyi doğru bulmadığım için Kastamonu vilayeti diye başlayıp büyük kısmını Reşit Paşaya ayırdığım Kastamonu vilayeti yazısını bu şekilde sonlandırayım.
Abdurrahman Tufan Kaya-27 Temmuz 2026
Zonguldak Nostalji

Kaynak: Haber Merkezi