Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından 22 Haziran 2026 tarihinde yapılan resmî açıklamaya göre Türkiye Diri Fay Haritası tam 13 yıl aradan sonra tamamen yenilenmiş. Bu güncelleme, ülkemizde son yıllarda yaşanan sismik hareketliliklerin verileri değerlendirilerek, yoğun saha araştırmaları ve akademik çalışmalar ışığında gerçekleştirilmiş. Buna göre 2013 yılındaki Türkiye Diri Fay Haritası'nda 485 olarak tanımlanan diri (aktif) fay sayısı, yeni verilerle birlikte 215 yeni diri fay segmenti eklenerek 700'e yükselmiş.
Haritadaki fay sayısının artması, ülkemizde kısa bir zaman aralığında yeni faylar oluştuğu anlamına gelmemelidir. Gelişen jeolojik haritalama yöntemleri ve yapılan detaylı saha incelemeleri sayesinde, yer altında zaten var olan ama daha önce resmi haritaya işlenmemiş fayların tespit edildiğini değerlendirmemiz gerekir.
Açıklanan yeni Türkiye Diri Fay Haritasını Batı Karadeniz bölgesi özelinde değerlendirdiğimizde, özellikle daha önce Karadeniz içinde gösterilen fayların, ilk kez açıklan yeni haritaya dahil edildiğini görüyoruz. Bu durum, Batı Karadeniz kıyı şeridinde ve yakın konumda bulunan Zonguldak, Bartın, Kastamonu ve Sinop’un deniz içinde oluşacak depremlerden etkileneceği anlamına gelmektedir. Bu konuyu daha önce bölgemizi etkileyen depremler konusunda çeşitli gerekçelerle sosyal medyada paylaştığım ve yerel basında da yer alan paylaşımlarda ben de dile getirmiştim.
Yanı sıra Batı Karadeniz bölgesinin hemen güneyinden (Bolu, Düzce, Karabük'ün güneyi) geçen ve dünyanın en aktif fay hatlarından birisi olan Kuzey Anadolu Fay Hattından kuzeye (iç kesimlere) doğru uzanan veya paralellik gösteren, daha küçük ölçekli ama diri yani hareket edebilecek özellikte olduğu değerlendirilen yeni fay segmentleri de tespit edilerek haritaya dahil edilmiş.
Yukarıda yaptığım açıklama ve değerlendirmelerden sonra MTA’nın yenilediği Türkiye Diri Fay Haritasına göre bölgemizde risk arttı mı? sorusunu yanıtlamam gerekirse bana göre risk artmadı. Nedenine gelince de bölgemizde ve bölgemizin Karadeniz açıklarında tespit edilen bu yeni fayların; kayma hızlarının ve dolayısıyla deprem tekrarlanma aralıklarının, üzerlerinde en son hangi tarihlerde yıkıcı depremler oluştuğunun, en son depremden itibaren geçen sürenin ve dolayısıyla deprem tekrarlanma aralığına yakın tarihte olup olmadığının bilinmesi gerekir. Sonuçta yapı ve insan ömrünün ortalama 50 ve100 olduğunu değerlendirdiğimizde bu faylardan hangilerinde yıkıcı büyüklüklerde depremlerin olacağını henüz bilmiyoruz. Yukarıda söz ettiğim parametreler sayısal olarak belirtilmeden, fay sayısının 485'den 700'e çıkmasının yıkıcı deprem oluşturma potansiyelleri ortaya konmadan bir anlam ifade etmeyeceğini değerlendiriyorum.
Konuyu Zonguldak özelinde ele aldığımızda arazi yapısının genellikle sert kayaçlardan oluşması nedeniyle tarihsel süreçte ülkemizde depremlerden en az zarar gören illerden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın kömür işletmeciliğinden kaynaklanan tasman olayları, çok boşluklu kireçtaşları üzerinde giderek daha yüksek ve ağır binaların yapılması, eğimin yüksek olduğu yerlerde bölge ikliminin gereği olarak bol yağış alınan dönemlerde zemin gevşemesi nedeniyle meydana gelen heyelanlar ve seller Zonguldak’a depremlerden daha fazla hasar vermektedir.



