Miras kitabının ilk bölümünde İstanbul Feneri (Anadolu Feneri) başlayarak Zonguldak’ı da anlattığı kitabında  eski tarihlerden ve yazarlardan da alıntı yapar. Fakat buna rağmen kitapta bir çok hata ve eksikler vardır. Kitap iski Osmanlı dili ile yazıldığı için bazı bilmediğimiz kelimeler de mevcuttur. Bu hata ve eksikleri düzelterek bazı kelimeleri günümüz Türkçesine çevirmeye çalıştım. 
Per Minas’ın Zonguldak sınırları içindeki anlatımı şöyle : 

AKÇEŞAR, Kefken’in altmış dört mil uzağında bir köydür. Burada küçük bir ırmak vardır. Vaktiyle burada bulunan büyük binalardan dolayı şehir uzaktan beyaz görüldüğü için “Akçe şehir” adı verilmiş olduğu zannedilir 

( Aslında Minas’ın tanımından farklı olarak kayıtlarda ; Akça Koca bir Osmanlı komutanın ismidir. Akça Koca Paşa  Sakarya  ve İzmit'e yaptığı akınlarla buralarda bazı kaleleri elde etmiştir)  

ALAPLI, Kefken’in seksen iki mil uzağında (Gerçek ölçüm 72 km) , orta büyüklükte bir ırmaktır. Ağzında limanı yoktur, fakat yakınında köyler vardır:. Denizde fırtınaya tutulmuş olan Mihridates bu ırmağın ağzına sığınmıştı. Arrianos, Sakarya’dan sonra, Hipos Dağı’nın altında bulunan Bursa tarafından gelen Hipos (Hypium  Melen) ırmağını zikr eder . Bababurun’un bir kolu olan Kabasakal beri taraftadır. Burası tehlikeli bir yer olmakla beraber, yazın gemiler uğrar. 

E R E Ğ L i

Kasapların kıyma çekme mesaisi Kasapların kıyma çekme mesaisi

Karadeniz kıyısında meşhur bir liman şehri olan Ereğli’nin eski adı Pontos
Heraklea’sı olup Rumların zamanında da aynı adın bozuk bir şekil olan Panderaki
idi. 
 Alaplı’dan on sekiz, Fener’den (Anadolu feneri)  iki yüz mil uzakta bulunan Ereğli, vaktiyle çok meşhur bir başşehir olmuştur.
Burada, Baba Burnu'nu ( Ereğli Burnu)  üzerinde Türklerin bir ziyaretgahı, eski büyük bir hisar vardır. ,
Yeraltında da göl gibi büyük bir kanalı vardır. Hisarın muazzam taşlarına bakılınca, dört köşe kulelerle çevrili, eski şehrin kalıntıları ile yapılmış olduğu anlaşılır.
Hisarın içinde, her tarafta yazılı sütunlar ve kargir ( Tuğladan veya taştan yapılan duvar ya da yapılara denir ) binalar görülür. Bir caminin yanında, eski bir bina kalıntısı olan bir mermer taşın üzerinde, Grekçe (eski Yunanca ) olarak «Roma kralı otokrat Ogüst Trayanos» yazılıdır.
Kara tarafında, muazzam mermer taşlarla bir yapı , eski bir kapı ve kadim şehre ait bazı eski binalar vardır. Strabon bu limandan büyük sitayişle (övgü) ile bahseder, fakat
Cenovalıların yapmış oldukları set bozulmuş olduğundan , liman şimdi emin bir
yer değildir. Bu set, Kuzey rüzgarlarına karşı yapılmış olan eskisinin temeli üzerinde
bina edilmişe benziyor. Koy , çok geniş olup ; emniyetli olmadığı için set denizin
içine yüz arşından ( 68 metre )fazla uzatılmıştır.

Ereğli Devleti sikkesinin bir yüzünde, sağ elinde bir yunus balığı, sol elinde de dişli çatal olduğu halde,  deniz ilahı Poseidon’un tasviri resmedilmiştir . Bu, Ereğlililerin denizde çok kuvvetli olduklarını gösterir. 
Filvaki (gerçi) , Ereğli, Büyük İskender’in halefi olan Ptolemeos’un (Ptolemaios, Büyük İskender’den sonra imharatorluğu bölen üc komutanda biri ) yardımına, mürettebatı üç bin kişilik muazzam bir geminin dahil olduğu bir filo sevk etmiş, Bizanslılara karşı da kırk gemi inşa etmişlerdi. Mihridates (Pontus Kralı) , Kios (Sakız) adası halkını buraya sürmüştü. Bu güzel şehrin üç bin sene evvel kahraman Herakles tarafından kurulduğu ve kendi ismi ile adlandırıldığı rivayet edilir. Orada 250 adım derinliğinde, korkunç bir uçurum vardır ki ; (Bababurnu uçurumları olabilir)  şairlerin dedikleri ve sikkelerde bulunan resimlere göre, Herakles cehenneme oradan inmiştir. 
Pausanias’a (Gezgin) göre, orada Herakles’in heykeline taparlardı ve Kotas, şehri zapt ettiği vakit som altından yapılmış Herakles heykelini bulmuştu. 
Ereğli’nin bolluğuna işaret olarak sikkelerin üzerinde bereket sembolü boynuz ve şifalı otların çokluğundan dolayı, hekimlik ilahı resmedilmiştir. Ereğli önce bağımsız bir cumhuriyet idi, fakat Kleark, Plato felsefesini öğrenmek üzere Atina’ya gittikten sonra halk arasında kargaşalık çıktığı için geri çağrılmıştır. Halk yeni kanunlar istiyordu. Kleark, (Clearchus , Amastris’in kayınpederi.) halkın isteğini yerine getirdikten sonra nüfusu büyüdü ve kendisini kral ilan etti. Fakat on iki sene sonra, Bakküs şenlikleri ( Kıtlık sonrasında tanrı Bacchus adına yapılan şenlik) esnasında öldürüldü ve yerine oğlu Timote (Timotheus) geçti. Bu da on beş sene saltanat sürdükten sonra kardeşi Satiros (Satyrus)  , beş sene sonra da, iyiliklerinden dolayı «Hayırgah» addedilen yeğeni iktidara geçtiler. 
Buna halef olan kardeşi Teniz, otuz senelik saltanatı esnasında devleti büyütmüştür. Buna,  Amastris halef olmuş fakat az sonra iki oğlu tarafından öldürülmüştür. Luzimahos,( Lysimakhos, Amastris’in 3. eşi)  Amastris’in intikamını almak üzere katil kardeşleri öldürdü ve Ereğli, yetmiş beş senelik krallıktan sonra, serbest şehir ilan edildi. Daha sonra, Ereğli, Mihridates’in himayesi altına girdi. Fakat Roma ile de ittifak aktetti ki bu, Dios mabedinin içinde bakır levhalara kaydedildi. 
Bilahere, Lukullus tarafından Ereğli’ye gönderilen Kotas, şehri hile ile zapt ederek kamilen tahrip etti. Bundan sonra, şehir kısmen yapıldı, kısmen de tarla haline getirildi. Daha sonra, Ereğli’ye Trabzon imparatorları hakim oldu. Şehir, sonraları Cenovalıların eline geçti .Daha sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından feth edildi. 
( Ereğli Fatih zamanında değil II Murat zamanında Cenovalılar ile yapılan anlaşma ile daha önce alınmıştı Fatih Sultan Mehmet Bartın tarafını Osmanlıya katmıştır.) 

Ereğli dağlarında eski binalar mevcut ise de, görüp tetkik etmeye vakit bulamadım. Ereğli, Hristiyanlık devrinde de çok mamur bir şehir olmuştu. Hristiyanlığı orada Havvari Andre vaz etmiş ve Eustakeos’u piskopos olarak takdis (kutsama ) ederek İstanbul’a göndermiştir. Bundan dolayıdır ki İstanbul piskoposu taktis (kutsama ) edildiği vakit ,başına önce Ereğli metrapoliti (bölgeden sorumlu piskopos) elini koyar. Aristo’nun şağirdlerinden (mezun, öğrencisi) Heraklides ve Likianos tarafından kati edilen meşhur Aziz Theodor Stratelates  Ereğlili idiler. 
Şehirde Rumlara ait kilise ve okul vardır. Buradan Oksine (Ilıksu)  adlı bir ırmak akar, Plinius’a nazaran da, eski şehir, Ereğli tarlalarının sulayan Lidos (Lykos, Gülüç )ırmağının kenarında yapılmıştı.  

 Ed. Bore, Herakles mağarasını şu suretle tarif eder.  Mağaranın alelade bir delik olan medhali (girişi) o kadar dardır ki sürünerek girilir ve kayalardan sızan su damlalarının elinizdeki mumu söndüreceğinden korkarsınız. 
Hayalinde Cehennem yollarını canlandıran kesif bir karanlığın ve korkunç boşluğun içinde dolambaçlı bir merdivenden aşağı inildikten sonra, bu esrarengiz labirentin uzun ve derin kısımlarını dolduran bir nevi göle rastlanır. Göl suyu hiç de tuzlu olmadığından, onun yeraltı yollarıyla denize bağlı bulunduğuna dair ileri sürülen fazaziyeler (iddialar)  doğru olamaz .

Ereğli nüfusunun 7000’i geçmediğini, Rum mahallesinin çok fakir olup,  40 evden ibaret olduğunu, halkının en çok dericilikle meşgul olup bir nevi kırmızı ve san maroken imal ettiğini söyler.(Tabakhane adı dericilikten gelir.)

KİLİMLİ burnu yirmi beş mil geridedir. Yakınında “Çiniz burnu” ve içinde
eski bir kale ile bir kilise bulunan Güzelcehisar vardır. Bazüarma  göre,(buna göre )
buraya eskiden Silios” denirdi . Bileos adlı bir ırmak vardı. Eski yazarlar
bu taraflarda “Sankarika” (Sandraca , Zonguldak’ın antik adı)  adlı bir limanı zikir ederler.

Hayati Yılmaz ile 
Zonguldak Tarih

Kaynak: Haber Merkezi